arşiv

‘Sağlık’ kategorisi için arşiv

Devlet obezleri zayıflatacak

Çarşamba, 02 Eyl 2009 yorum yok

Sağlık Bakanlığı obez sayısını azaltmak için 10 yıllık plan yaptı. Obezlerin ameliyat parası devlet tarafından karşılanacak…

Sağlık bakanlığı obeziteye savaş açtı. İşte obezite ile mücadele için hazırlanan taslak program.

Obetize ya da halk arasındaki tanımlamasıyla şişmanlığın nedeni vücutta fazla miktarda yağ birikmesi. Besinlerle alınan enerji miktarı, metabolizma ve fizik aktivite ile tüketilen enerji miktarı aşınca obezite ortaya çıkıyor.

Dünyada yaklaşık 300 milyon kişi şişmanlıkla mücadele ediyor. Bu sayı her yıl 10 yılda da yüzde 50 artıyor.

Şişmanlık, Türkiye’de de giderek artan bir sağlık problemi. Türkiyede 10 kadından 4′ü, beş erkekten biri obezite hastası.

Altı çocuktan ise biri ise obezite sınırında. Bu durumu göz önünde bulunduran Sağlık Bakanlığı obezite ile mücadele edebilmek için 2020 yılına kadar alınacak önlemleri kapsayan bir taslak program hazırladı. Hedef 2020 yılına kadar şişman insan sayısını yüzde 10 azaltmak.

Genelkurmay Başkanlığı’ndan, Diyanet İşleri Başkanlığına kadar pek çok kurumun destek verdiği taslağa göre obezite hastalarının yaptıracağı mide balonu ve kelepçe gibi cerrahi müdahalele operasyonlarının bedelini devlet karşılayacak.

Araştırmalara göre obezite, kalp hastalıkları, hipertansiyon, ruhsal rahatsızlıklar ve felç gibi ciddi sağlık sorunlarına neden oluyor.

Categories: Sağlık Tags:

İftarda üst üste sigara içmeyin

Çarşamba, 02 Eyl 2009 yorum yok

İftarda üst üste sigara içilmesi kolesterolün aşırı yükselmesine, damarda pıhtı oluşmasına ve ani kalp spazmlarına neden olabilir…

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Tevfik Özlü, iftarda üst üste içilen sigaranın kolesterolün yükselmesine neden olduğunu, damarda pıhtı oluşması nedeniyle ani kalp spazmları yaşanabileceğini söyledi.

Prof. Dr. Özlü, ramazan ayının sigarayı bırakmaya niyetli olan kişiler için büyük bir fırsat olduğunu belirterek, iftarını sigarayla açan vatandaşların ani kalp krizi, damar sertliği ve damar tıkanlığı gibi risklerle karşı karşıya olduğunu ifade etti.

Toplumun sigara içmediği bir ortamda sigarayı bırakmanın daha kolay olacağını söyleyen Özlü, şöyle konuştu:
”Aslında esas olay zihinde başlamaktadır. Kişi gün boyu sigara içmeme kararlılığına sahip olduğu için ne kadar kararlı olursa olsun sigarayı aramaz. Örneğin 14 ile 15 saat hiç sigara içmeden dayanabilir. Oysa bu kişiler normal hayatlarında oruçlu olmadıkları zaman birkaç saat sigara içmeden duramaz. Burada esas olan, kişinin karar vermesi. 15 saat sigarasız kalabilen bir kişi, 24 saat de istese sigarasız kalabilir. Önemli olan bu kararlılığa varmasıdır.”

ÇEVRE BASKISI SİGARAYA YENİDEN BAŞLATABİLİYOR

Prof. Dr. Özlü, çevre baskısının sigarayı bırakan veya bırakmaya çalışan insanları tekrar sigaraya yönlendirdiğini söyledi.

Özellikle arkadaş çevresinin bu konuda etkili olduğuna dikkati çeken Özlü, ”Özellikle sigarayı bırakanlarda gördüğümüz en önemli sorunlardan biri, çevre veya arkadaşlık baskısıdır. Sigarayı bırakanlara bir ortama girdiklerinde sigara uzatılmaktadır ve ‘Sen de iç bir şey olmaz’ diye olaya yaklaştıklarında tekrar sigaraya dönülmektedir” dedi.

Ramazan ayında genellikle iftar yemeklerinin ağır ve yağlı olduğunu belirten Özlü, üst üste sigara içilmesinin de kalp hastalıklarına davetiye çıkardığını kaydetti.

Özlü, “İftarda üst üste sigara içilmesi kolesterolün aşırı yükselmesine, damarda pıhtı oluşmasına ve ani kalp spazmlarına neden olabilir. Bu nedenle tiryakilere iftarda acele etmemelerini ve üst üste sigara içmemelerini öneriyoruz. Ramazan ayı onlar için büyük bir fırsattır. Dilerlerse bu ayda sigaradan kurtulabilirler” diye konuştu.

Categories: Sağlık Tags:

Meme kanserini soya tetikleyebilir

Çarşamba, 02 Eyl 2009 yorum yok

Soyanın içindeki östrojen hormonuna benzer etkideki maddelerin, yüksek dozda alınması meme ve endometrium kanserleri, havucun içindeki beta-karotenin fazla tüketilmesi ise sigara bağımlılarında akciğer kanseri riskini artırıyor.

Hacettepe Üniversitesinde görev yapan onkoloji hekimleri tarafından Kasım 2007-2008 dönemlerinde 6 büyük ulusal gazetenin internet sitelerinde “kanserden korunma hakkında” çıkan haberler tarandı ve doğrulukları araştırıldı. Prof. Dr. İsmail Çelik, bu tarihler arasında ilgili başlıkta toplam 235 haber tespit ettiklerini, ancak bunların 23’ünün doğru bilgiler içerdiğini kaydetti.

Hacettepe Üniversitesi İç Hastalıkları ve Medikal Onkoloji Uzmanı ve Kanser Epidemiyolojisi Bilim Uzmanı Prof. Dr. İsmail Çelik, yazılı ve görsel basında kanserden korunmaya yönelik çok fazla haber yer aldığını, ancak çoğunun bilimsellikten uzak ve yanlış olduğunu söyledi.

VİTAMİN KAPSÜLLERİ KULLANMAYIN
Çelik, bitkilerin, meyve ve sebzelerin bilinçsiz tüketilmesinin yarardan çok zarar verebileceğini, çeşitli organlarda hasara yol açabileceğini ya da kanser dışında başka hastalıklarının oluşmasına zemin hazırlayabileceğini belirterek, hekim tarafından tavsiye edilmediği sürece gıda takviyesinde bulunulmasının ya da beslenme şeklinin değiştirilmesinin kesinlikle uygun olmadığını bildirdi.

Kanserden korunmaya karşı ya da vücut direncini artırmak için çeşitli vitamin kapsülleri kullanılmasının ya da soya fasulyesi, havuç, gibi gıdaların çok tüketilmesinin bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek yerine meme, endometrium ve akciğer gibi bazı kanser türlerinin gelişmesine de neden olabileceğini öne süren Çelik, şunları kaydetti:

“ACS (American Cancer Society)’nin tanımına göre kanserden korunmak için tek ve geçerli beslenme önerisi, günde en az 5 porsiyon meyve ve sebze içeren, yağdan düşük, lifçe yüksek diyet tüketilmesi ve kırmızı etin haftada birden fazla yenmemesi şeklindedir. Bu cümleye bir kelime eklemek ya da çıkarmak bilimsel olarak doğru değildir.”

Ceviz tüketilmesinin kanser ve kalp hastalarına iyi geldiği yönündeki bilgilerin her zaman geçerli olmadığını belirten Çelik, “Şişmanlık kanseri arttıran bir etmendir. Zararsız olduğu, kolesterol içermediği söylenen yağlı gıdaların (zeytinyağı veya kuru yemiş de dahil) çok miktarda alınmasının obeziteye yol açabileceği unutulmamalıdır” dedi. Çelik, hiçbir bitki karışımı ya da vitamin kapsülü takviyesinin, bilimsel olarak kanserden koruyucu etkisinin saptanmadığını, bunların asla doğal besinlerin yerini tutamayacağını ifade ederek, şu uyarılarda bulundu:

SOYA VE HAVUÇ TÜKETİMİNE DİKKAT
Kanser hastalarına bolca soya ürünü tüketilmesi yönündeki tavsiyeler doğru değildir. Çünkü, soyanın içindeki östrojen hormonuna benzer etkideki maddeler, yüksek dozda alındığında östrojene bağlı gelişebilen meme ve endometrium (yumurtalık ve rahim) kanserlerine yol açabilir.
Havucun içinde de bulunan beta-karoten maddesinin fazla alınması, sigara bağımlılarında akciğer kanseri riskini arttırabilmektedir. Yapılan bir araştırmada, sigara içenlere beta-karoten tableti verildiğinde, ölüm oranlarının arttığı tespit edilmiştir. Bu havucun tüketilmemesi anlamı taşımaz. Aksine sigara içenlerin sigarayı bırakmaları daha yaşamsaldır. Havuç günlük gıda alımı içinde taze olarak yenilebilir.
Antioksidan özelliği olan domates, brokoli ve lahana gibi gıdaların tüketilmesinin kanserden koruduğuna dair veriler yeterli değildir. Domates, brokolinin kanser yapıcı etkileri yok ama kanserden koruyucu etkileri de yok.
Aspartam ve sakarin gibi yapay tatlandırıcıların kansere neden olduğu bilgisi ispatlanmamıştır.
Doğum kontrol hapları ve menapoz sonrası hormon replasman tedavisinin, hem kanser hem de kalp rahatsızlıkları açısından önemli yan etkileri vardır. Bu nedenle kesinlikle doktor tavsiyesi ile alınmalıdır.
ABD, Belçika ve Tayvan’ın belli bölgelerinde yeryüzünün derin katmanlarından içme suyuna karışan arseniğin uzun süre tüketilmesinin kanser yapıcı etkileri tanımlanmıştır. Türkiye’deki içme suyunda arsenik düzeylerine ait bilgiler yetersizdir.
Genetiği değiştirilmiş gıdaların, kanser riskini artırdığına dair bilimsel bir bulgu yoktur.

ALKOL VE SİGARA KANSER YAPAR
Fazla kırmızı et tüketiminin doğrudan kansere etkisi vardır.
Kahve tüketiminin kansere neden olduğu ve yeşil çayın kanserden koruduğuna dair bilimsel bir bulgu yoktur.
Hazır gıdalardaki katkı maddelerinin, uygun oranlarda kaldığı takdirde kanser yapıcı etkisi mevcut değildir.
Alkol ve tütün kullanımı kanseri tetiklemektedir. Az miktarda bile olsa alkol kanserojen etki gösterir. Özellikle sigara ile birlikte kullanıldığında bu etki daha da artar.
Düzenli egzersiz hem kalp hastalıklarından hem de kanserden koruyucudur.
Cep telefonu kullanımına bağlı kanser gelişimi konusunda veriler yetersiz olup kullanımının kısıtlanmasına dair bilimsel bir öneri yoktur.

PESTİSİT KULLANIMI
Prof. Çelik, zararlı organizmaları engellemek, kontrol altına almak, ya da zararlarını azaltmak için kullanılan madde ya da maddeleri içeren karışımların (pestisit) kullanımının tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kontrol altında olduğunu belirtti. Halen Türkiye’de kullanımda olan pestisitlerin kanser yapıcı etkileri açısından kontrol altında olduğuna işaret eden Çelik, şunları kaydetti:

“Tüketilen maddenin üzerindeki pestisit kalıntılarının bertarafı için uygun hijyenik önlemler yeterlidir. En önemli risk pestisiti uygulayan kişinin (ülkemizde çiftçi veya yetiştirici) kendisine ve çevresindeki kişilere olmaktadır. Pestisitlere maruziyetin kanser dışı zehirleyici özellikleri daha önemlidir ve bu etkiler küçük çocuklarda ve bebeklerde daha ağır seyreder, çünkü bu pestisitleri vücuttan atacak enzimler henüz yetersizdir veya oluşmamıştır.”

Categories: Sağlık Tags:

Melamin nedir? Melamin neden süte katıldı?

Çarşamba, 02 Eyl 2009 yorum yok

Çin’de en az 6 çocuğun öldüğü, yaklaşık 300 bininin hastalandığı zehirli gıda skandalında 1 kişi idam, 1 kişi tecilli idam, 1 kişi ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.Tecilli idama mahkum olan sanığın cezası bir süre sonra ömür boyu hapse çevrilebilecek. Bu cezaların, melaminli süt skandalının ilk mahkumiyetleri olduğu, daha onlarca mahkumiyet kararının gelebileceği belirtiliyor. Ayrıca maddi tazminat davaları da sürüyor. Peki, gıda maddelerinde kesinlikle kullanılması yasak olan melamin nedir?

Melamin, bir Alman bilim adamı tarafından 1830’lu yıllarda ayrıştırılan, beyaz toz halinde bulunan, zamk ve plastik yapımında kullanılan kimyasal bir maddedir.

Bu kimyasal süt veya süt tozuna neden eklenir?
Uygun özellikleri taşımayan veya çok fazla su katılmış süt, melamin eklendiğinde, protein düzeyi ölçümlerinde sınavı geçiyor. Yani aslında protein düzeyi düşük olmasına rağmen sanki yüksekmiş gibi görülüyor. Çünkü protein düzeyi, sütün azot seviyesiyle ölçülüyor ve melamin azot yönünden zengin bir kimyasal.

Melaminin katıldığı zehirli sütten kimler etkilendi?
Çin’de en az 6 çocuk bu yüzden öldü, yaklaşık 300 bin çocuk hastalandı. Hastalananların yüzde 80’den fazlası 2 yaşın altındaydı. En savunmasız olanlar, sadece sütle beslenen küçük bebeklerdi.

Kimler süte melamin kattı?
Bu işin sorumluları arasında, sütü çiftliklerden mandıra şirketlerine ulaştıran aracıların bulunduğu belirtiliyor. Bugün mahkum olanlar, piyasada ucuz süt tozu ile tanınan Sanlu firmasının üst düzey yetkilileriydi. 22 Çin firmasının melaminli süt ürünleri sattığı ifade ediliyor.

Melaminli süt ürünlerini hangi ülkeler aldı?
Çoğunluğu Asya ve Afrika ülkeleri olmak üzere 20’den fazla ülke ve bölge, bu ürünlerden aldı; Bangladeş, Butan, İngiltere, Brunei, Burundi, Kanada, Çin, Fransa, Gabon, Gana, Hong Kong, Hindistan, Japonya, Malezya, Myanmar, Filipinler, Singapur, Güney Kore, Tayvan, Tanzanya, Togo, Vietnam ve Yemen. Skandalın patlak vermesiyle bu ülke ve bölgeler, ürünleri toplattı ve satışını yasakladı.

Categories: Sağlık Tags:

Plastikteki kimyasal uzun süre vücutta kalıyor

Çarşamba, 02 Eyl 2009 yorum yok

ABD’de yapılan bir araştırma, birçok plastik üründe kullanılan tartışmalı bir kimyasalın, vücutta sanılandan daha uzun süre kalabileceğini gösterdi.

WASHINGTON – Rochester Üniversitesi’nde görevli doktor Richard Stahlhut ve çalışma arkadaşları yaptıkları araştırma çerçevesinde, 1469 yetişkinin idrarlarındaki BPA (bisfenol A) kimyasalının seviyelerini inceledi.

Araştırma kapsamında gün boyunca perhiz yapan kişilerin idrarında dahi bu kimyasaldan önemli ölçüde bulunduğu, biberon dahil olmak üzere çok sayıda plastik üründe kullanılan bu kimyasalın, musluk suyu veya ev tozu gibi yiyecek harici kaynaklardan alınabileceği gözlendi.

Richard Stahlhut, BPA’nın vücutta, yavaşça serbest kalacağı yağ dokusuna işleyebileceğini, vücuttan hızla atılmamasının sorun yaratacağını kaydetti.

Environmental Health Perspectives dergisinde yayımlanan araştırmada, 24 saat perhiz yapan kişinin idrarındaki BPA seviyesinin, 8.5 saat perhiz yapanınki ile hemen hemen aynı çıktığı görüldü.

ABD Gıda ve İlaç Dairesi, geçen aralık ayında BPA’nın güvenliğiyle ilgili daha fazla araştırma yapmayı planladığını açıklamıştı. BPA’nın, vücuttan idrar yoluyla hızla ve tamamen atıldığına inanılıyordu.

Birçok gıda ve içecek kutusunda, bazı tıbbi malzemelerde de kullanılan BPA, vücutta östrojen hormonunu taklit ediyor. ABD’de Ulusal Sağlık Enstitüleri’nde görevli bilim adamları, BPA’nın prostat ve beyin gelişimi üzerinde zararlı etkilere yol açabileceği, cenin, bebek ve çocuklarda hareket değişikliğine neden olabileceği uyarısında bulunmuştu.

İngiltere geçen yıl yapılan bir araştırma da bu kimyasalın vücutta yüksek seviyelerde bulunmasının, kalp hastalıkları, diyabet ve karaciğerde enzim bozukluklarıyla bağlantısı olduğunu ortaya koymuştu.

Categories: Sağlık Tags:

Demir eksikliği zeka gelişimini olumsuz yönde etkiliyor

Çarşamba, 02 Eyl 2009 yorum yok

Demir eksikliği, çocuklarda iştahsızlığa, huzursuzluğa, uyku düzensizliğine, ilerlemiş haliyle zeka parametrelerine düşüşe neden olabilir.

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Kılınç, çocuklarda özellikle 6 ay ve 1.5 yaş arasında demir eksikliğine rastlandığını ve demir eksikliğinin genellikle ek gıdalara başlanma döneminde görüldüğünü belirtti.

Çocuklarda ek gıdalara geçiş döneminde anne sütünün az verilmesi ve ek gıdaların da yeterli oranda tüketilmemesi dolayısıyla demir eksikliğinin ortaya çıktığını ifade eden Kılınç, şöyle konuştu:
“Demir eksikliği çocuklarda iştahsızlığa, huzursuzluğa, uyku düzensizliğine, ilerlemiş haliyle ise zeka parametrelerinde düşüşe neden olabilir. Demir eksikliği bulunan çocuğun zayıf olması gerekmiyor. Çocuk aldığı bazı gıdalardan dolayı kilolu olabilir ancak çocukta yine de demir eksikliği görülebilir.”

Prof. Dr. Kılınç, çocuğun ek gıdalara geçtikten sonra da bu gıdaları yeterince tüketmemesinin ve fazla oranda süt içmesinin de demir eksikliğine neden olduğunu, çocuklara bu nedenle günde yarım litreden fazla süt verilmemesi gerektiğini belirtti.

Doktor tarafından demir eksikliği olduğu tespit edilen çocuğa, bu ihtiyacını karşılaması için demir takviyesi yapıldığını ifade eden Kılınç, ailelerin de çeşitli gıdalarla bu eksikliğin giderilmesine destek olabileceğini vurguladı.

Kılınç, 7 ve 8. aydan itibaren çocuklara demir eksikliğine karşı belirli oranda kırmızı et, mercimek ve pekmez verilebileceğini, bu yiyeceklerin çocuğun demir eksikliğini gidermesi açısından önemli olduğunu dile getirdi.

Sağlık Bakanlığının çocuklarda demir eksikliğinin önlenmesi için başlattığı “Demir Gibi Türkiye” kampanyası kapsamında sağlık ocaklarında 5. aydan itibaren 1.5 yaşına kadar koruyucu sağlık hizmeti olarak demir damlası verildiğini dile getiren Kılınç, ailelerin bu hizmetlerden yararlanabileceğini kaydetti.

Konu ile ilgili Aramalar:

Categories: Sağlık Tags:

Gıdaları ilaç gibi kullanmayın

Çarşamba, 02 Eyl 2009 yorum yok

Kanserden korunmak için besin maddelerinin ilaç gibi önerilmesinin doğru olmadığını belirten Prof. Dr. İsmail Çelik, “Günlük hayatın içinde canınız ne çekiyorsa yiyin. Kışın domates yiyin ama domates satın almaya lütfen yürüyerek gidin” dedi.

Antalya’nın Belek turizm merkezinde devam eden 2. Prevantif Onkoloji Sempozyumu çerçevesinde düzenlenen basın toplantısında konuşan, Hacettepe Üniversitesi Medikal Onkoloji ve Prevantif Onkoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmail Çelik, kanserden korunma konusunda toplumun pek çok yanlış bilgilendirmeye maruz kaldığını söyledi.

Prof. Dr. Çelik, kanserden korunmak günde 5 porsiyon meyve ve sebze yenilmesini tavsiye ederek, “Haftada 1’den fazla olmayacak şekilde kırmızı et, yağdan fakir, liften zengin gıdaları tüketin. Her gün fiziksel aktivite yapın” dedi.

Prof. Dr. Çelik, besin maddelerini insanlara ilaç gibi önermenin yanlış olduğunu belirterek, her gün brokoli, böğürtlen veya domates salçası tüketilmesi gibi önerilere itibar edilmemesi gerektiğine dikkati çekti. Kışın üretilen domatesin, içinde katkı maddesi olan hazır gıdaların veya dondurulmuş gıdaların yenilmemesi önerilerine de karşı çıkan Prof. Dr. Çelik, “Besini ilaca çevirmeyin. Günlük hayatın içinde canınız ne çekiyorsa yiyin. Kışın domates yiyin, ama domates satın almaya, alışverişe lütfen yürüyerek gidin” diye konuştu.

Prof. Dr. İsmail Çelik, insanların sigara içmeyerek, doğru beslenip şişmanlıktan kaçınarak kanserden korunabileceğini vurguladı.

HÜ Onkoloji Enstitüsü Prevantif Onkoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mutlu Hayran ise kanserden korunma konusundaki yanlış bilgilerin doğru bilgilerin de kaybolmasına neden olduğunu vurgulayarak, “Yatıp kalkıp sigarayı konuşalım. İçinde 40 kanserojen madde olan sigarayı, dudaklarımızın arasına koyup akciğer gibi dışarıdan oksijen alıp kana veren bir dokuya, üstelik bir de ateşle güçlendirilmiş kanserojenlerle yolluyoruz” dedi.

California Üniversitesi öğretim üyesi Prof Dr. Frank Meyskens de artık bazı kanser türlerinin önlenebilir olduğunu kaydederek, etken maddesi Raloxifene olan bir ilaç ile meme kanserine yakalanma riski yüksek olan kadınlar ile ikinci kez meme kanserine yakalanma riski olan kadınların yüzde 50 oranında korunabildiğini söyledi. Prof Dr.Meyskens, aspirin ve kalsiyumun kalın bağırsak kanserinin tetikleyicisi olan poliplerin oluşmasını engellemede yüzde 25 oranında etkili olduğunun görüldüğünü de belirtti. Prof Dr. Meyskens, kadınlarda rahim ağzı kanserinden korunmada HPV aşısının öneminin de anlaşıldığını ifade etti.

Categories: Sağlık Tags:

Erkekleri kimyasallar kadınsılaştırıyor

Çarşamba, 02 Eyl 2009 yorum yok

Erkek cinsi tehlikede. İngiltere’de yapılan bir araştırma erkek cinsinin zayıfladığını hatta geçmişe göre daha kadınsı özellikler taşıdığını ortaya koydu.

Erkeklerin kadınsılaşmasının en önemli nedeni çevre kirliliği ve hayatın her alanına giren kimyasallar. Kimyasallar, üremeyi etkiliyor, erkeklerin çocuk sahibi olma kapasitesini düşürüyor.

Chemtrust Vakfı’nın 250’den fazla bilimsel araştırmayı derlediği çalışmaya göre, çevre kirliliği ve son yıllarda hayatın her alanına giren kimyasallar, erkekleri giderek daha kadınsı bir hale getiriyor.

Araştırmada, omurgalı hayvanların her temel sınıfındaki erkek türlerinin çevredeki kimyasallardan etkilendiği, birçok omurgalı türünün erkeklerinde feminen özellikler yaygın şekilde görüldüğü ortaya çıktı.

Gıda ambalajı, kozmetikler, bebek pudraları, mobilya ve elektrikli eşyalar gibi birçok ürün bu kimyasalları içeriyor.

2 KAT FAZLA KIZ ÇOCUĞU
Kanada, Rusya ve İtalya’da bu tür kimyasallarla yoğun biçimde kirlenen bölgelerde yaşayan topluluklarda erkeklerden 2 kat fazla kız çocuğu doğduğu gözlendi. Amerika Birleşik Devletleri ile Japonya’da ise kız bebek sayısı erkek bebekleri 250 bin geçti. Ayrıca 20 ülkede, erkeklerin sperm sayısının son 50 yıl içinde önemli ölçüde düştüğü de belirlendi. Bilim adamları, yetkilileri, çevre kirliliğiyle mücadelede acil önlem almaya çağırdı.

Konu ile ilgili Aramalar:

Categories: Sağlık Tags:

Tetradotoksin

Cumartesi, 29 Ağu 2009 1 yorum

tetradotoksin

Bu videoda vücut derisindeki bakterilerde Tetradotoksin bulunduran bir kertenkelenin ne kadar tehlikeli olabileceğini göreceğiz.

Karmaşık molekül yapılı olup bilinen ve protein olmayan en zehirli maddedir. Ağrı kesici etkisi morfinden 3000 kat daha fazladır.

Konu ile ilgili Aramalar: