arşiv

yazılar buna göre etiketlendi; ‘Ama’

Az sermayeyle köşe döndüren işler

Pazar, 22 May 2011 yorum yok

Tam Türk girişimcisine göre işler. Köşeyi dönmek isteyenlere duyurulur.

100 bin lira ile bir daire alıp 500-600 TL kira geliri elde edebilirsiniz ya da aynı parayla başarılı bir franchise zincirine girip kendi işinizi kurabilirsiniz. Kimi markaların aylık cirosu yatırımın iki üç katını buluyor.

Standart bir dairenin satın alınabileceği 100 bin TL gibi bir yatırımla kurulan kimi işler, yatırımcısına aylık 500-600 TL’lik ev kira gelirinden daha fazlasını kazandırarak hayatlarını kurtarıyor. Üstelik de bazılarına ilk yatırım için 10 bin lira bile yeterli olurken, bazılarında yatırımın iki- üç katı kadar aylık ciro sağlanıyor. Franchise sistemi altında kendisini gösteren bu işler, Türk girişimcisinin son dönemdeki gözbebeği.

Limon satma hevesi değil

Franchise & More Danışmanlık kurucusu ve Ulusal Franchise Derneği (UFRAD) Genel Sekreteri Osman Bilge, Türkiye’de güçlü bir girişimcilik hamlesi yaşandığını, bunun eski şehir efsanesindeki “limon satma” hevesi olmadığını söyledi. Bilge “Girişimciler modern, markalı, güvenli iş sahibi olmak istiyorlar. Bunun da yolu franchise’tan geçiyor. Türk girişimcisi bu işi çok sevdi. 2010 yılında Türkiye, franchise zinciri sayısı açısından Avrupa birincisi oldu” dedi.

Başarı girişimcinin elinde

Franchise dünyada hızla yayılan ve yüksek başarı sağlayan, batma riskini düşüren bir yöntem. Ama seçimde dikkat edilmesi gereken önemli hususlar var. Franchise’in garantili değil, sistemli bir iş olduğunu anlatan Bilge “Başarı girişimcinin elinde. Kapanma oranının çok düşük olmasının sırrı, titiz seçimlerde yatar. Konseptini akıllıca kuran, güçlü tanıtım yapan, iyi yerler seçen, başarılı olabilecek girişimcilere franchise veren büyük markalar hem kazanır, hem kazandırır. Ama sistemin kurmayan, olmayacak yere dükkan açanlar başarısız olur. Öte yandan büyümüş ve her yere yayılmış markalar az kazandırır, büyümekte olan başarılı markalar çok kazandırır” dedi.

100 bin TL ile neler yapabilirsiniz?

Kadınlara özel spor merkezi

ABD’nin günde yarım saat sporla zayıflama akımını ülkemize getiren B-fit’in girişimcileri de müşterileri de kadınlar. Apartman katlarında açılabiliyor. Toplam yatırımı 60.000 TL.
Almanya orijinli Akkufit, Türkiye’de AkuPil markasıyla yayılıyor. Her türlü pil bulunuyor. 15-30 metrekare büyüklüğündeki mağaza için 50-60.000 TL gerekiyor. Aylık ciro ortalama 12-15 bin TL arasında.

Sokakta canı patates çekene

AVM lerde stand açan Mr.Pato, kızarmış patatesin yanı sıra misket köfte ve sosis sunuyor. Toplam yatırım 40.000 TL. Etsiz çiğköfte markası Komagene mağazası açmak için AVM ve yoğun caddeler uygun. 25 bin lira yatırım maliyeti ile aylık 10 bin ile 50 bin TL ciro elde edilebiliyor.

Yatırım 2 yılda dönüyor

Geleneksel Samsun pidesi sunan Sampi’de yatırım maliyeti AVM ve ‘evlere servis’ ünitelerinde 70 ile 100 bin lira arasında değişiyor. Yatırım 1.5 ile 2 yılda geri dönüyor. Mantı konseptli cafe ve restoran zinciri Mantı Keyfi, 40 metrekarelik alanlarda franchising bedeli dahil 80 bin liralık yatırımla kurulabiliyor. Aylık ciro 8-10 bin TL.
Cızbız Köfte’de yatırım maliyeti metrekare başına bin lira seviyesinde. Öz Mersin Tantuni’nin bayilik bedeli ise 30-100 bin lira arasında değişiyor. Aylık ciro 8-16 bin TL arasında.

Kumpirle gelen ciro

Mr Kumpir’de yatırım maliyeti 12 bin euroyu buluyor. Aylık ciro yerine göre 80 bin lirayı buluyor.
Gooalstar, çeşitli futbol temalı eğlence etkinliklerini kurumsal müşterilerine organizasyonlar için kiralıyor. 10 bin TL yatırımla, aylık ciro 10 bin TL’nin altına düşmüyor. Amerikan orijinli meyve suyu zinciri Juice Zone, stand ve kafe formatında, 45 bin USD yatırımla açılıyor.

Eve teslim kuru temizleme

Ruşen tarafından kurulan konseptte giysiler evden alıp temizlenerek eve teslim ediliyor. Yatırım tutarı 60-100.000 TL arasında. Fatura ödeme merkezleri market içinde ya da ayrı mağaza olarak açılabiliyor. Yatırım tutarı 6 – 37 bin TL arasında. Ayaküstü pilav noktası opilavcı ise AVM ve işlek caddelerde 35-50 bin TL arası maliyetle açılabiliyor.

Selma ŞENOL

BUGÜN

Konu ile ilgili Aramalar:

Diego Forlan Beşiktaş’ta

Pazartesi, 16 May 2011 yorum yok

NTV Spor’un haberine göre siyah-beyazlı ekip, Forlan’la kesin anlaşmaya vardı.

Ziraat Türkiye Kupası finalinden sonra Brezilyalı golcü Bobo’nun “Takımdan ayrılıyorum. Bu Beşiktaş’taki son maçımdı” demecinden sonra Beşiktaş, Forlan transferini hızlandırmıştı.

Diego Forlan, 2010 Dünya Kupası’nda Uruguay formasıyla yıldızlaşmıştı. Kupanın ilk 11′ine seçilen yıldız futbolcu, 5 gol atmıştı.

Geçen hafta basında çıkan haberlere göre Forlan, siyah-beyazlıların eski teknik direktörü Schuster’den İstanbul hakkında bilgi alırken kameralara yakalanmıştı. 32 yaşındaki golcünün “İstanbul nasıl bir şehir?” sorusuna Alman teknik adam “Çılgın bir şehir, ama çok büyük” yanıtını vermişti.

Konu ile ilgili Aramalar:

Azra Akın’a Kocaman Bravo

Salı, 28 Ara 2010 yorum yok

Her hafta yaptığı dans ile yarışmanın birincisi seçilen Azra Akın, bu hafta jüriden ilk kez tam puan alan yarışmacı oldu.

Gecede ikinci dansını siyah üzerine beyaz puantiyeli elbisesiyle yapan Azra Akın muhteşem dansıyla izleyen herkesi kendisine hayran bıraktı.

işte jürinin Azra Akın için söylediği sözler;

Tan Sağtürk: Şaşırıyorum ben de bazen. inanılmaz. içine sanki profesyonel dansçı kaçmış gibi. Bu kadar hızlı ivme gösterip yükseleceğini kimse tahmin edemezdi.

Saba Tümer: Ne şekersin sen, gerçekten. Çok mu yeteneklisin, herkesten çok daha mı fazla çalışıyorsun. Enteresan yani.

Lilia: Çok beğendim. Harikasınız. Çok güzel.

Sait Sökmen: Harikasınız. Çok güzel. Bu yetenek sende nereden çıktı bilmiyorum. Ama inanılmaz. Ben de inanamıyorum. iyi aileler çocuklarını baleye falan gönderirler de yetenek başka bir şey.

Facebook’un en popüler üyesi

Cumartesi, 18 Ara 2010 yorum yok

Sosyal paylaşım sitesi Facebook’un 103 yaşındaki en yaşlı üyesi, kendisiyle ilgili haberlerin çıkmasından sonra bine yakın arkadaşlık talebi aldığını söyledi.

İngiltere’nin Pembrokeshire bölgesinde yaşayan 103 yaşındaki Lillian Lowe, haberlerin çıkmasından önce Facebook’ta çoğu aile üyelerinden oluşan sadece 20 kadar arkadaşı olduğunu belirtti.

Ancak Facebook’un en yaşlı üyesi olduğuna dair haberlerin çıkmasından sonra, dünyanın dört bir yanından 999 kullanıcıdan arkadaşlık talebi aldığını kaydetti.

Lowe, ‘Çok nazik ve moral veren mesajlar gönderdiler. Ama hepsine yanıt veremiyorum’ dedi.

Lowe’un, 104 yaşındaki Ivy Bean’in geçen Temmuz ayında ölmesinden sonra, 500 milyon Facebook kullanıcısı arasındaki en yaşlı üye olduğuna inanılıyor.

Emekli bir otel işletmecisi olan Lowe, ailesinden haber almak için haftada iki kez Facebook’a girdiğini belirtti.

Lowe, ‘Facebook’u çok seviyorum. Torunlarımı görüp, onlarla konuşabiliyorum. Çok vakit kaybettiriyor. Ama benim yaşımda çok zamanınız oluyor. Dolayısıyla Facebook kullanamayı çok seviyorum’ dedi.

Lowe, Twitter’ı da duyduğunu, ancak henüz ne olduğunu bilmediğini söyledi

Mete Şaşırttı

Cumartesi, 18 Ara 2010 yorum yok

Öyle Bir Geçer Zaman ki Dizisiyle Şöhret Oldu Ama…
Dizinin ilk bölümü yayınlandıktan sonra aldığı tepkiler sonrasında tanınan bir Oyuncu haline geldiğini söyleyen Aras Bulut iynemli, “Yolda bir arkadaşımla konuşurken yanıma bir kadın geldi, “Dizinizi çok severek izliyoruz, çok güzel” dedi ve fotoğraf çektirmek istedi” şeklinde konuştu.

Dizide Mete karakterini canlandıran iymenli, tanınmanın özel hayatını etkilediğini vurgulayarak şöyle konuştu:

“Şapka takmaya başladım. Dönem filmi çektiğimiz için günlük yaşantımızda çok görünmememiz lazım. Özel hayat derseniz, bir kız arkadaşım olmadığından olumlu ya da olumsuz bir etki söz konusu değil.”

Categories: Magazin Tags: , , , ,

Aşkın Kimyası :)

Cuma, 17 Ara 2010 yorum yok

İlk Olarak Kimyacılar Aşk Konusuna El Attı.
Son zamanlara kadar aşkın ilk elektriklenme anından sonra nasıl devam ettiği konusunda yeterli güvenilir bilgi yoktu. Ya da aşk konusunda bilinenler romanlar, şiirler veya şanslıysak kendi deneyimlerimizden ibaretti diyebiliriz. Sinir sistemi ve hormonlarla ilgili tıbbi bilgiler ilerledikçe aşk bilmecesinin parçaları yavaş yavaş tamamlanmaya başladı. Aşkın kimyasıyla ilgili ilk bulunan hormonlardan biri feromonlardır. 1970′li yıllarda farkedilen bu salgı bazı böcekler ve küçük memeli hayvanlarda karşı cinsin önce burun sinirleri ve sonrasında “vomeronasal cisim” denilen organı yoluyla beynini etkileyerek çiftleşmeye yardımcı olmakta. Bu maddenin bulunmasıyla bilim dünyasında bir heyecan dalgası oluşsa da insanlar üzerinde yapılan araştırmaların sonuçları yüz güldürücü olmadı.
Aslında aşık olan kişilerin birbirlerinin kokularını beğendikleri eskiden beri biliniyordu fakat bu durumun gerçekten feromonlarla ilgili olduğu henüz kanıtlanmış durumda değil. Ayrıca insanlarda kesin olarak belirlenmiş vomeronazal cisim adlı bir organ yok. Bunların yanında feromon veya benzeri kimyasal maddelerin dışarıdan kullanımının kişileri daha çekici yapmadığı da belirlenmiş. Bu bilgilere rağmen feromonların bulunmasının etkisi öyle fazla oldu ki hala piyasada feromon içeren parfümler satılıyor. Bilim adamları feromonlar konusunda başlangıçta düşünüldüğü kadar başarılı olmasalar da beynin incelenmesinde kullanılan araçların gelişimi ile başka bir alanda gerçekten önemli bilgiler elde edildi.

Konuya Beyin Açısından Bakılınca
Bu konulardaki bilgilerimiz oldukça kısıtlı ama beynin her parçasının başka bir duyu, duygu veya düşüncenin etkisinde çalıştığını biliyoruz. Örneğin görme duyusu beynin tam arkasında bulunan alan tarafından sağlanır. Beyin içindeki kan dolaşımını görüntüleyebilen manyetik rezonans araçlarının gösterdiğine göre aşık olan kişilerde de beynin merkezindeki ön tegment alanı ile kaudat çekirdek ile bunun kuyruk bölgesi etkinleşir. Şaşırtıcı bir durum ama bu merkezlere eskiden ödüllendirme merkezi deniyordu. Bu merkezlerin piyango gibi büyük bir ödül kazanıldığında ayrıca kokain gibi maddelerin alışkanlıkları sırasında etkin olduğu önceden biliniyordu. Acaba beynimiz bize tam aradığımız kişiyi bulunca ödül vermeye mi çalışıyor? Bir başka şaşırtıcı bilgi de bu bölgelerin cinsellikle ilgisi olmaması, yani cinsel istekler veya ilişki sırasında bu bölgeler etkin değil. Diğer bir deyişle aşk en azından başlangıçta cinsellikle ilgili değil.
Bu sonuç ilk olarak 2004 yılında antropoloji uzmanı Helen Fisher ve arkadaşları tarafından bulunmuştu. Yapılan araştırma aslında oldukça basitti, aşık olduğu belirlenen bir kişiye aşık olduğu kişinin fotoğrafının gösterilmesi sırasında beyin kan akımı ölçülüyordu. Gerçekte araştırıcı Helen Fisher da dahil hiç kimse bir farklılık olabileceğini tahmin etmiyordu. Fakat sürpriz biçimde, aşık olunan kişinin fotoğrafı görüldüğünde beynin bazı bölgelerinin kan akımının değiştiğini çok açıkça görüldü.
Aslında bu aşkın organik yani bedensel nedenleri ve sonuçları olabileceğini gösteren ilk bulgulardan biriydi. O zamana kadar aşkın sadece düşünce olarak oluştuğu ve vücutta önemli bir değişiklik yapmadığı varsayımı vardı. Hatta bu konuda araştırma yapan kişilere de başka bilim adamları tarafından küçük düşürücü uyarılar yapılıyordu. Aşk gibi sadece gençlerin ilgilendiği ciddi olmayan bir konuyla hangi ciddi bilim adamı zaman ayırabilirdi ki? Aşkın bedensel değişimlere neden olduğunun öğrenilmesi başka doktorları da cesaretlendirdi ve tekrar hormon düzeyi çalışmaları başladı.
Kimyacılar Tekrar İş Başında
Bu kez aşık olan kişilerde beyinden salgılanan feniletilamin (PEA), dopamin ve norepinefrin adlı hormonların kan düzeyinin arttığı bulundu. Bunlardan özellikle PEA’in bulunması bilimsel çevreler ve medyada büyük yankı uyandırdı. Sonuçta ilk kez aşka özel bir hormon saptanmış oldu. PEA’nın yapısı daha önceden bilinen uyarıcı ilaçlara benzer ve vücutta salgılanmasının artması hoşa giden duygular yaratır. PEA’nın vücutta artması aşkın pençesine düşmüş kişilerdeki aşırı heyecanlı, canlı ve hareketli halin nedenidir. Belki biliyorsunuz PEA aynı zamanda çikolata da bir miktarda bulunur ve bazı kişilerdeki çikalata alışkanlığının sorumlusu olarak kabul edilir. Fakat medyada okuduklarınızın aksine çikolata sizi ilk gördüğünüz kişiye aşık etmez, zaten böyle bir örneği hiç görmedik değil mi? Aşık olmak o kadar kolay değil ve bu konuda bildiklerimiz hala çok az.
Fenetilamin
Feniletilamin molekülü.
Bundan başka aşık olan kişilerin vücutlarında norepinefrin ve dopamin denilen hormonların da salgılanması artar. Norepinefrin beyinde hipotalamusta ve böbrek üstü bezinde üretilir ve vücutta etkileri çok bilinen adrenaline dönüştürülür. Adrenalin bildiğiniz gibi stress hormonudur ve vücutta sık nefes alma, terleme ve kalpte çarpıntı gibi belirtilere neden olur. Zaten aşık olan kişilerde görülenler genel olarak stress belirtilerine benzer. Dopamin ise salgılandığında rahatlama ve iyi duygular yaratır. Bu üç hormon aşkın olumlu veya olumsuz etkilerinden sorumludur. Aşık olan insanlar yaşama daha olumlu bakar, daha hızlı düşünür ve daha güç işleri başarabilirler. Dünyada birçok işin hatta savaşların aşk ve kadınlar için yapılmış olması hormonların bu etkisinin bir uzantısı olmalı.

Aşkın Sonu
Aşk sırasında kişilerin beyninde genellikle huzur veren ve iyi duygular yaşatan hormonlar salgılanır. Bu rahatlatıcı hormon salgısı da aşık olan kişilerin birbirine daha fazla tutku ile bağlanmasını sağlar. Sonuçta aşık olan kişiler birbirinin yakınında oldukça hormon salgıları ve hoşa giden duygulanma şiddeti artacaktır. Aşıklar bu etkiyi artırmak için bilerek veya bilmeyerek ellerinden geleni yaparlar. Bu güzel duygular birçok erkek veya kadında aşk arama alışkanlığını yaratır. Birçok erkek veya kadın sadece bu güzel duyguları yaşayabilmek için kendilerini aşkın kollarına bırakır.
Bu hormonların salgılanması ne yazık ki sürekli değildir. Bir süre sonra, yaklaşık üçüncü yılda hormon düzeyleri düşer, aşık çift ayrılmasa da birbirlerine karşı duygularının yoğunluğu azalmaya başlar. Artık her ikisinde de aşk belirtileri yoktur. Bu dönem evli çiftler için ayrıca önem kazanır, dünyada çeşitli ülkelerde yapılan istatistik çalışmalarında evliliğin dördüncü yılı boşanmaların en sık görüldüğü dönem olarak bulunmuş.
Sonuçta aşkı basit bir hastalık yani bir bağımlılık durumu kabul edilebilir miyiz? Göründüğü kadarıyla ilk tıbbi bulgular bu yönde. Bu araştırmalar sırasında bilim adamları aşkın tedavisini de bulmuş oldu. Aşık olan kişilerdeki hormon değişiklikleri ve belirtiler bazı depresyon ilaçlarını kullanınca kaybolacaktır. Fakat yaşadığı aşkı yoketmek isteyen pek kimse çıkmayacaktır tahmin ediyorum . Aşkın nedeninin bulunması bana kalsa romantizmini azaltmıyor, çünkü aşk sadece hormonlardan ibaret değil. Yaşamınız boyunca aradığınız kişiyi bulmanız, bu kişinin size aynı biçimde yanıt vermesi ve yaşantınızı, mutlu veya mutsuz anlarınızı bu kişiyle paylaşmanız yaşayabileceğimiz en önemli duygulardan biridir.

Konu ile ilgili Aramalar:

Categories: Ask Tags: , , , , , , , , , , ,

Yaprak Dökümü Finali

Çarşamba, 15 Ara 2010 yorum yok

Kanal D’de yayımlanan dizinin senaristleri farklı bir final hazırladı.

29 Aralık’ta 4 yıldır süren ekran macerası son bulacak olan Kanal D’nin dizisi “Yaprak Dökümü”nün finali seyirciyi şaşırtacak.

Reşat Nuri Güntekin’in aynı adlı eserinden ekrana uyarlanan dizinin finali kitaptaki gibi bitmeyecek. Dizinin Ceyda’sı Başak Sayan, “Yaprak Dökümü’nün son bölümünü okudum. Sonuna çok şaşırdım. Benim beklediğimden daha farklı olmuş. Senaristlerimiz yine ters köşe yapmış. Ama tabii ki ne olduğu söylemeyeceğim. 29 Aralık’ı bekleyin” yorumunu yaptı.
Öte yandan dizinin finaliyle ilgili çok sayıda iddia ortaya atıldı. İddialara göre yurtdışına kaçarken vurulan kötü adam Oğuz, iyileşecek ama yine hapse düşecek. Halil Ergün’ün canlandırdığı Ali Rıza Bey’in bahtsız oğlu Şevket de hapisten kurtulacak. Tüm aile bir araya gelecek ama kalp krizi geçiren Ali Rıza Bey’in ölümü herkesi sarsacak. Bir başka iddia da tüm ailenin bir arada mutlu olacağı yönünde…
Tüm soruların cevabı 29 Aralık’ta son bulacak. Dizinin Haydarpaşa Garı’nda yapılması planlanan final galası, garda çıkan yangından sonra iptal edilmişti. “Yaprak Dökümü” dizisinin hazırlanan anı kitabı da yardım amacıyla satışa çıkarılacak.Yaprak Dökümü’nün 29 Aralık’taki final gecesi Pera Palas Otel’de yapılacak. Yaprak Dökümü’nün anı kitabı Omurilik Felçlileri Derneği yararına satışa sunulacak.

VİDEO OYUNU BAĞIMLILIĞI

Salı, 09 Kas 2010 yorum yok

VİDEO OYUNU BAĞIMLILIĞI

Araştırmalar video oyunu oynarken hissedilen heyecanın çocuklarda bağımlılık yaptığını göstermiştir. Ergenlik öncesindeki herhangi bir çocukla konuştuğunuzda boş zamanlarını video oyunları oynarak geçirmeyi ne kadar sevdiğini kolaylıkla görebilirsiniz. Peki ama çocuklar neden video oyunları oynamayı bu kadar çok seviyorlar? Bu oyunlara bağımlılar mı? Yapılan bazı araştırmalara göre video oyunlarını oynarken duyulan heyecan beyinde bir kimyasalın serbest kalmasını sağlıyor. Ve bu da çocukların video oyunlarına bağımlı olmalarına neden oluyor. Video oyunu oynarken çocuğunun fazla coşkulu olduğunu gören anne babalar için bu haber hiç de sürpriz değil.
Bu oyunların böyle bağımlılık yapmasının nedeni ne? Medya okuryazarlığı uzmanı Dr. Charles Ungerleider video oyunlarında, karmaşıklığın seviye seviye artmasının çocuklarda merak uyandırdığını söylüyor. Bu yüzden de çocuklar oynamaya devam ettikçe daha fazla şey öğrenmek ve yeni becerileri kullanmak istiyorlar. Aslında oyunlarda daha iyi seviyelere gelmek istemeleri tek başına çocuklar için bir problem oluşturmuyor. Ama ne zaman ki video oyunları oynamak çocuğu diğer aktiviteleri yapmaktan çok fazla alıkoymaya başlıyor , işte tam bu noktada da problemler başlıyor. Tam da bu noktada anne babalar çocuklarının video oyunu oynamalarına karışmak ve video oyunu oynamakla geçirilen zamanlarını kısıtlamak zorundalar.
Eğer çocuğunuz video oyunlarına bağımlı bir çocuğa dönüşürse bu çok önemli bir problem yaratır. Burada anne babaların yapması gereken bebek oyunları çocuklarına müdahale etmek ve onların dikkatini çekecek farklı alternatifler bulmaktır.

Konu ile ilgili Aramalar:

BİLGİSAYARINIZDA ONLINE TV İZLEMENİN AYRICALIĞI

Cumartesi, 06 Kas 2010 yorum yok

BİLGİSAYARINIZDA ONLINE TV İZLEMENİN AYRICALIĞI

Bilgisayar üzerinde tv izlemek günümüzde bir çok kişinin uygulamaya başladığı bir teknoloji getirisidir. Peki ama tam olarak nedir ve buna nasıl sahip olunur?
Bilgisayar üzerinden online tv izleme teknolojisi özel yazılımlar sayesinde mümkün olur. Bu yazılımlar dünya genelinde yaklaşık olarak 2,000’ in üzerinde kanal içerirler. Kısa sürede bir çok insan online tv izlemeye ilgi duymaya ve geleneksel tv izleme yöntemlerini bir kenara bırakmaya başladı. Bu durumun popüler hale gelmesiyle de bir çok site internet üzerinde bu şekilde hizmet vermeye başladı..tv izlecanlı tvradyo dinle

Online tv hizmeti veren sitelerin kanal sayısı o kadar arttı ki, en sonunda aranılan kanalın bulunması dahi bir kabusa dönüştü. Bu online tv izlemenin belki de tek dezavantajı, ki buna dezavantaj denirse!
Online tv hizmetine bilgisayarı olan ve hızlı bir internet bağlantısı bulunan herkes kolaylıkla ulaşabilir. Bunun için yapılması gereken tek şey ise site yazılımlarını kurmaktır. Ardından da istenilen kanallar izlenebilir.Online film izleFilm izle
Online programlar internet üzerinden düşük bir ücret karşılığında yüklenebildiği gibi, ücretsiz olarak da yüklenebilir. Bu durum tercih edilen sitenin hizmet politikasına göre değişir. Ancak ücretsiz olarak online tv hizmeti veren sitelerin yasal uygulamalara uygun olup olmadığına da dikkat etmek gerekir. İnternette yer alan çoğu site ne yazık ki yasal olarak hizmet vermemektedir. Bu durumda yapılması gereken en iyi şey, düşük bir ücret ödeyip istenilen online tv programlarını rahatça izlemektir. İstenilen ücretler hem çok düşüktür hem de çoğu tek seferliktir.

Konu ile ilgili Aramalar:

Nezle tarihe karışacak

Cuma, 05 Kas 2010 yorum yok

İngiliz bilim adamları, soğuk algınlığından mide iltihabına kadar birçok hastalığın tedavisinde çığır açabilecek bir keşfe imza attı.

9 kez Nobel ödülü kazanan Cambridge Moleküler Biyoloji Laboratuvarı’nda yapılan araştırmalar, virüslerle savaşan antikorlarla ilgili olarak bugüne kadar bilinmeyen bir gerçeği ortaya çıkardı. Bugüne kadar, antikorların virüslerle ancak dolaşım sistemindeyken savaşabildiği, virüs hücreye girdikten sonra antikorların etkili olamadığı sanılıyordu. Bu nedenle, virüsün hücreye girdikten sonra yok edilmesinin tek yolunun hücrenin öldürülmesi olduğu düşünülüyordu.

Ancak, “Proceedings of National Academy of Sciences” tıp dergisinde yayımlanan son araştırmaya göre, antikorlar virüsle birlikte hücreye girerek, virüsleri yok eden TRIM21 adlı proteini harekete geçiriyor. Bu bulgunun, gelecekte soğuk algınlığı ve mide-bağırsak iltihabı gibi hastalıkların tedavisinde yeni ve daha etkili ilaçların geliştirilmesine yol açacağı belirtiliyor.

Araştırma ekibinin lideri Dr. Leo James, “Doktorların elinde bakterilerle savaşmak için çok sayıda antibiyotik var ama çok az virüs ilacı var. Keşfettiğimiz savunma mekanizmasının bütün virüslere karşı etkili olup olmadığını henüz bilmesek de bulgularımızın yeni virüs ilaçları geliştirilmesini sağlayabileceğini düşünüyoruz” dedi. Dr. James, bu mekanizmayı temel alan ilaçların iki yıl içinde hayvanlar üzerinde denenebileceğini ancak insanların tedavisinde kullanılması için en az 10 yıl gerekeceğini söyledi.

Konu ile ilgili Aramalar: