arşiv

yazılar buna göre etiketlendi; ‘Ya’

İş Kurmak İsteyene 300 Bin TL!

Salı, 24 May 2011 yorum yok

Tübitak, KOBİ’lerin ihtiyaçları doğrultusunda üniversite ve kamu araştırma kurumlarının yürüteceği ürün ve sürece dönük projelere üst limiti 300 bin TL olan yeni destek programı başlattı.
‘TÜBİTAK 1505 KOBİ Yararına Teknoloji Transferi Destek Programı” kapsamında proje giderlerinin yüzde 75′i TÜBİTAK tarafından hibe olarak verilecek, geriye kalan yüzde 25′i ise KOBİ tarafından karşılanacak.

Proje yürütücüsü, araştırmacı ve yardımcı personele ”Proje Teşvik İkramiyesi” üniversite ve kamu araştırma kurumuna ”Proje Kurum Hissesi” ayrıca ödenecek.

1 Haziran 2011 tarihinde yürürlüğe girecek programa proje başvurular 1 Ağustos’tan itibaren alınacak.

AA muhabirinin TÜBİTAK yetkililerinden aldığı bilgiye göre, kurumun başlattığı ”TÜBİTAK 1505 KOBİ Yararına Teknoloji Transferi Destek Programı” ile üniversite ve kamu araştırma kurumlarındaki bilgi birikiminin, KOBİ’lerin ihtiyaçları doğrultusunda ürüne ya da sürece dönüştürülmesi ve ardından da bu bilgi birikiminin KOBİ’lere aktarılarak ticarileştirilmesine katkı sağlanması amaçlanıyor.

1 Haziran 2011 tarihinde yürürlüğe girecek programa proje başvuruları 1 Ağustos 2011 tarihi itibariyle online alınmaya başlanacak.

KOBİ’lerin müşteri kuruluş, üniversite-kamu araştırma kurumlarının ise yürütücü kuruluş olarak ortak başvurması gereken programa, yılın herhangi bir günü proje başvurusu yapılabilecek.

Program kapsamında, proje bütçesi için üst sınır 300 bin TL ve destek süresi proje bazında en fazla 18 ay olarak belirlendi.

Proje giderlerinin yüzde 75′i TÜBİTAK tarafından hibe olarak verilecek, geriye kalan yüzde 25′i ise KOBİ tarafından karşılanacak.

Proje bütçesi üst sınırı olan 300 bin TL’nin haricinde, TÜBİTAK tarafından ayrıca projede görev alacak proje yürütücüsü, araştırmacı ve yardımcı personele ”Proje Teşvik İkramiyesi” üniversite ve kamu araştırma kurumuna ”Proje Kurum Hissesi” ayrıca ödenecek.

Desteklenmesine karar verilen projeler için, proje bütçesinin yüzde 75′ini TÜBİTAK, yüzde 25′ini ise KOBİ, proje bütçe takvimine uygun olarak üniversite ya da kamu araştırma kurumuna ait proje özel hesabına aktaracak.

-”KOBİ’LER DESTEKLE AR-GE YAPACAK”-

Türkiye’deki işletmelerin yüzde 99,8′ini oluşturan KOBİ’lerin ar-ge ve yenilik yolu ile yarattıkları ekonomik katma değerin arttırılması büyük önem taşıyor.

KOBİ’lerin ihtiyaç duydukları ar-ge ve yenilik faaliyetlerinin kendi ana faaliyet alanlarından farklı bir disiplinde olması, bu faaliyetler için yapılması gereken ek yatırımın ekonomik olmaması ve ar-ge insan kaynağı yetersizliği ile Türkiye’de üniversite-sanayi işbirliği ve üniversitelerdeki bilgi birikiminin ve gerçekleştirilen ar-ge çalışmalarının çıktılarının sanayiye aktarılması istenilen düzeyde yapılamıyor.

Bu noktalardan hareketle TÜBİTAK tarafından KOBİ’lere yönelik olarak çeşitli destek mekanizmaları geliştiriliyor.

Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nun 22. Toplantısı’nda onaylanan Ulusal Bilim, Teknoloji ve Yenilik Stratejisi 2011-2016′nın stratejik amaçlarından biri olarak öne çıkan ”Ulusal Yenilik Sistemi İçerisindeki KOBİ’lerin Rolünün Güçlendirilmesi” kapsamında, kendi bünyesinde ar-ge yetkinliğine sahip olmayan KOBİ’lerin ar-ge ihtiyaçlarının üniversite ve kamu araştırma enstitülerinden karşılanmasında kolaylaştırıcı mekanizmaların oluşturulması bir strateji olarak belirlendi.

TÜBİTAK Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığı (TEYDEB) bünyesinde yürütülecek programa ilişkin proje başvuru ve değerlendirme formları ile ayrıntılı bilgi, http://www.teydeb.tubitak.gov.tr adresinde yer alıyor.

Konu ile ilgili Aramalar:

Categories: Genel Tags: , , , , , , , , , , ,

Seyyar Tayyar tutuklandı!

Pazar, 15 May 2011 yorum yok

‘Çocuklar Duymasın’ında rol alan Emin Gümüşkaya tutuklanarak cezaevine gönderildi

‘Çocuklar Duymasın’ dizisinde Seyyar Tayyar karakterini canlandıran Emin Gümüşkaya dün sabah polisler tarafından setten alınarak cezaevine götürüldü.

Bursa Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü döneminde yolsuzluk yaptığı iddiasıyla yargılanan ve mahkumiyeti Yargıtay tarafından onaylanan Gümüşkaya’nın cezası vicahiye çevrildi. Sete gelen polisler çekimin tamamlanmasını bekledikten sonra Emin Gümüşkaya’yla birlikte Emniyet’e gittiler.

Haberkonseyi’nin haberine göre daha sonra İnfaz Savcılığı’na götürülen Emin Gümüşkaya tutuklanarak cezaevine gönderildi. Emin Gümüşkaya’nın ‘Çocuklar Duymasın’ dizisinde canlandırdığı Seyyar Tayyar karekteri “Ben buldum, ondan sonra da patladı gitti” repliğiyle hafızalara kazınmıştı. Dizinin yapım ekibi ise sette böyle bir olay yaşamadıklarını ancak bugün (dün) Emin Gümüşkaya’ya telefonu kapalı olduğu için ulaşamadıklarını belirtti.

‘DAHA ÖNCE ALTI AY HAPİS YATMIŞTI’
Bursa Emniyet Müdürlüğü’nün 2001 yılının ocak ayında yaptığı operasyon sonucunda dönemin Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Rahmi Dilligil, Bursa Devlet Tiyatrosu Müdürü Emin Gümüşkaya’yla birlikte toplam 16 sanık hakkında ‘zimmet’ suçlamasıyla Bursa 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

Kamuoyunda ‘perde operasyonu’ diye bilinen davada, sanıklar, ‘Devlet Tiyatroları’nı usulsüz harcamalarla zarara sokmak’ suçundan yargılandı. Mahkeme yargılama sonunda Emin Gümüşkaya ve Hasan Acar’ı 5 yıl 2 ay 15 gün hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme, aynı davadan yargılanan Rahmi Dilligil’e 1 yıl 3 ay hapis cezası verip bu cezayı erteledi.

Dosyanın yeniden gönderildiği Yargıtay 5’inci Ceza Dairesi Bursa 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararı onadı. Emin Gümüşkaya, dava açıldığında tutuklanmış ve 6 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilmişti. Yeniden cezaevine girecek olan Gümüşkaya’nın tutuklu kaldığı süre cezasından düşülecek.

Konu ile ilgili Aramalar:

SGK, meslek kodu uygulaması

Cuma, 13 May 2011 yorum yok

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), meslek kodu uygulamasına geçiyor. Örneğin aynı işyerinde çalışan bulaşıkçı asgari ücretten gösterilirken aşçı daha yüksekten gösterilecek. İkisi de asgariden gösterilmek istenirse sistem bunu kabul etmeyecek.

Zaman’daki habere göre, Türkiye’de 10 milyon 400 bin çalışandan yaklaşık 4,5 milyonunun SSK primi asgari ücret üzerinden yatıyor. Çoğu kişi, iş hayatının tamamında asgari ücretten çalışmış gibi gösteriliyor. Bu nedenle Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) prim kaybı her yıl milyarlarca lirayı buluyor. Çalışan açısından ise primi düşük yatırıldığı için alacağı emekli maaşı son derece düşük oluyor. İşten ayrılması durumunda da düşük kıdem tazminatına razı olmak zorunda kalıyor. Bu durumun önüne geçmek için önemli bir adım atan SGK, meslek kodu uygulamasına geçiyor. Buna göre, her mesleğin bir kodu olacak ve kurum artık sigorta kaydı ile birlikte meslek kodlarını da girecek. Uygulama ile birlikte farklı statülerde çalışanlar için aynı ücret gösterilemeyecek, sistem otomatik olarak kabul etmeyecek. Örneğin aynı işyerinde çalışan aşçı ile bulaşıkçının ikisi de asgari ücretten gösterilemeyecek. Bulaşıkçı en düşük ücret olan asgari ücretten gösterilirken aşçı için mecburen daha yüksek bir ücret gösterilecek. Asgari ücret gösterilmek istense de sistem bunu kabul etmeyecek.

Türkiye iki tür kayıt dışılıkla mücadele ediyor. Birincisi çalışanların hiçbir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmadan istihdam edilmesi. Bu oran TÜİK’e göre yüzde 43. Buna göre yaklaşık 9 milyon 300 bin kişi sigortasız çalıştırılıyor. Bu kişilerden devlet sosyal güvenlik primi ve vergi alamıyor. Sadece bu kişiler nedeniyle kurumun prim kaybı 26 milyar lira civarında. Kayıt dışılığın ikinci şekli ise kişilerin sosyal güvenliğe kayıtlı olmasına rağmen SGK’ya gerçek maaşlarının altında bildirilmesi. Çalışanların önemli bir kısmı en alt düzey olan asgari ücretten gösteriliyor. Toplam çalışanların yaklaşık yüzde 44′ünün primi asgari ücretten ödeniyor. Ancak bu kişilerin gerçek maaşı, asgari ücretin üzerinde. Bu yolla hem devlet hem de çalışan ciddi şekilde kayba uğruyor.

‘Kayıt içindeki kayıt dışılık’ olarak ifade edilen bu duruma savaş açan SGK’nın yeni uygulaması özellikle orta düzey çalışanları sevindirecek. Yeni uygulama ile beyaz yakalılar ile orta düzey çalışanların asgari ücretten bildirilmesinin önüne geçilmesi amaçlanıyor. Düzenleme ile hem yatırılan prim her yıl yükseltilecek hem de nitelikli personel asgari ücretten gösterilemeyecek. Örneğin artık bir mühendisin maaşı, asgari ücretten bildirilemeyecek. Ya da bir işyerinde çalışan tekniker ile mühendis için aynı primin bildirilmesi önlenecek.

Konu ile ilgili Aramalar:

Facebook Kredi Para Kazandıracak

Cuma, 06 May 2011 yorum yok

Facebook artık bir sosyal ağ platformu değil. 500 milyon üyesinin avantajını sonuna kadar kullanan bir reklam şirketi haline geldi. Ancak site bundan sonra size de para verecek. İşte detaylar.

İnternet sektöründeki her beğenilen fikri Facebook kendi bünyesine davet etmeye devam ediyor. Groupon’u bile kendi içeriğine ekleyen ünlü sosyal ağ sitesi şimdi ise tıkla kazan reklamcılığına el attı. 500 milyon üyesiyle dünyanın en avantajlı reklam platformu haline gelen Facebook, bundan sonra reklamları tıklayan üyelerine para da verecek.

Tıklama başına 10 Cent olarak açıklanan bu ücretli uygulama şimdilik sadece Amerika’da yürürlüğe girmiş durumda. Ancak önümüzdeki günlerde, Facebook tüm dünyada para dağıtacak. Peki, Facebook’un sisteminin mevcut diğer platformlardan en önemlisi Google’ın uyguladığı yöntemden farkı nedir?

Facebook’un Farkı Ne Olacak?

Buradaki fark, kullanıcıların o parayı asla nakit olarak ellerine alamamasında yaşanacak. Facebook’un tıkla kazan sisteminde, biriken paralar kullanıcılara Facebook Credits ya da sitenin yeni Groupon hizmeti olan Offers üzerinden ödenecek.

Elinize nakit geçmeyecek ancak Facebook’un sunduğu hizmetler içerisinden istediğiniz her şeyi satın alabileceksiniz. Facebook Offers’ın kafelerden, alışveriş merkezlerine kadar geniş bir satış ağı olduğu düşünülürse yeni sistem oldukça ilgi çekeceğe benziyor. (Shift.net)

Konu ile ilgili Aramalar:

Hesap İşletim Ücreti

Perşembe, 13 Oca 2011 yorum yok

‘Hesap İşletim Ücreti’ adı altında hesabınızdan para çekilmişse geri alabilirsiniz.

AA

Antalya’da bir tüketici, bankamatikten banka hesap hareketlerini incelediğinde hesabından, ‘Hesap İşletim Ücreti’ kesildiğini farkedine, bankadan parasını icra yoluyla tahsil etti.

Antalya’da bir sivil toplum kuruluşunda koordinatör olarak çalışan Sevim Murat yaptığı açıklamada, Antalya’da bir banka şubesinde su ve elektrik faturalarının ödenmesi için ‘Otomatik Ödeme Talimatı’ verdiğini, bu nedenle bankada hesap açtırdığını belirtti.

Evini kiraya verdiği için faturalardan birini iptal ettirdiğini kaydeden Murat, bankamatikten banka hesap hareketlerini incelediğinde hesabından ”Hesap İşletim Ücreti” kesildiğini tespit ettiğini bildirdi.

İlgili banka yetkililerinden ‘Hesap İşletim Ücreti” alınmasının yasal olmadığını, bu nedenle hesabından kesilen 34 liranın kendisine ödenmesini isteyen Murat, şöyle devam etti:

”Sözlü olarak banka yetkililerinden hesabımdan kesilen 34 liralık ‘Hesap İşletim Ücreti’nin ödenmesini istedim. Ancak bu parayı ödemeyeceklerini belirttiler.

Bunun üzerine 28 Temmuz 2010 tarihinde Muratpaşa Kaymakamlığı Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’ne başvurdum. Tüketici Hakem Heyeti, benim lehime karar vererek 34 liranın ödenmesine karar verdi. Hakem Heyeti, aynı anda taraflara kararı tebliğ etti.

Bankaya yeniden gittiğimde kararın kendilerine ulaşmadığını belirterek parayı ödememekte ısrar etti. Bu kez Antalya 1. İcra Dairesi’ne başvurarak 34 liralık paranın tahsil edilmesini istedim. İcra kanalıyla 34 lira olan bedeli icra masraflarıyla birlikte 95 lira olarak geri aldım.”

Bankaların ‘Hesap İşletim Ücreti’ adı altında yapılan kesintilerin yasal olmadığını savunan Murat, tüketicilerin bu konuda daha dikkatli olmalarını istedi. Sevim Murat, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Bankalar hiçbir suretle bankasında hesabı bulunan ya da emekli maaşlarını çekebilmek için banka hesabı açtıran müşterisinden ‘hesap işletim ücreti’ adı altında kesinti yapamaz.

Bu yasal değildir. Buna rağmen bankalar bu hususta geri adım atmaları gerekirken tam aksine hesap işletim ücreti tutarlarını artırmaktadırlar. Bunda biraz sebep de banka müşterilerinin yani tüketicilerin haklarını yeterince aramamasıdır.

Tüketicinin hakkını aramaktaki duyarsızlıkları bankaların hesap işletim ücretlerini artırmalarına sebep olmaktadır. Hesap işletim ücreti yasal değildir. Vatandaşlar haklarını aramalıdır.”

Konu ile ilgili Aramalar:

Bir de Poz Vermişler!

Pazartesi, 10 Oca 2011 yorum yok

Antalya Milli Eğitim Müdürlüğü’ne gidip adını açıklamak istemeyen bir hayırseverin okullardaki klimaların bakımını yapmak istediğini belirten bir kişi, Aksu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne yönlendirildi. Aksu’da 5 okuldan söktükleri 45 klimayı ikinci el eşya alan mağazalara satan 3′ü kadın 7 kişi, kazandıkları parayla Uludağ’a tatile gitti.

Geçen hafta İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne giden 25 yaşındaki Ramazan S., adını açıklamayan bir hayırseverin okullarda bulunan klimaların tamir ve bakımlarını yaptırmak istediğini, çok eski klimaların yerine ise yenilerini alacağını söyledi. Bunun üzerine Milli Eğitim Müdürlüğü yetkilileri, hayırsever adına geldiğini sandığı Ramazan S.’yi, Aksu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne yönlendirdi. Buraya giden Ramazan S., ilçedeki 5 okulun müdürüyle okulları tek tek gezip, yanında bulunan sözde tamirci arkadaşlarıyla birlikte 45 klimanın hem iç hem de motor ünitesini sökerek, sözde tamir ve bakım yaptırmaya götürdü.
Bir hafta sonra klimaların geri gelmemesi üzerine dolandırıldıklarını anlayan eğitimciler, polise başvurdu. Aksu Emniyeti Asayiş Büro Amirliği ekipleri, zanlıların lüks bir minibüsle Uludağ’da tatil yaptıklarını belirledi. Polis, Ramazan S.’nin yanı sıra 21 yaşındaki Elif S., aynı yaştaki Hüseyin Ö., Gökhan Ç., 20 yaşındaki Özge Ş., aynı yaştaki Adnan T. ve Rukiye T.’yi gözaltına aldı. Tatilde bol bol fotoğraf çektiren şüphelilerin, klimalar önünde zafer işareti yaparak poz verdiği de görüldü.

Antalya’ya getirilen şüpheliler, ilk sorgularında klimaları ikinci el spot mağazalarına sattıklarını söyledi. Polis dolandırıcıların gösterdiği mağazalarda bulunan klimaları topladı. Bazıları ev ve işyerlerine satılan klimalar da satıldıkları yerlerden söktürülüp okullara iade edilmek üzere alındı.

Polis yaptığı araştırmada, şüphelilerden Ramazan S.’nin anneannesini gasp suçundan da arandığını ve asker firarisi olduğunu belirledi. Şüphelilerin sorgularının ardından adliyeye sevk edileceği açıklandı.

Konu ile ilgili Aramalar:

Categories: Genel Tags: , , , , , , , , , , ,

Soğuk Havada Spor 5 Kat Riskli

Pazar, 26 Ara 2010 yorum yok

Soğuk havada açık alanda spor yarken bir kez değil bir kaç kez düşünmek gerekiyor. Çünkü soğuk hava damarlarda ciddi büzülme meydana getiriyor. Özellikle sabah saatlerinde spor yapıldığı taktirde kalbe giden yük artıyor ve kalp krizi riskini 4-5 kat artırıyor.

Türkiye Kızılay Derneği uzman hekimlerinden Opr. Dr. Dursun Bostancı’ya göre, soğuk havalarda kalp krizi riski 3, sporla birlikte 4-5 kat daha artıyor. Bilinenin aksine kalp krizi vakaları sıcak yaz günlerinden ziyade soğuk kış günlerinde daha çok görülüyor. Soğuk hava damarları büzüyor, daraltıyor. Bu daralma tansiyonu yükseltiyor, kalp krizi riskini artırıyor. Bir de üstüne yapılan ve vücudu zorlayan spor kalbi daha çok yoruyor, adeta kalp krizini tetikliyor.

“SABAH SPOR YAPMAYIN”

Kalp krizi riskinin sabah saatlerinde daha çok arttığının altını çizen Bostancı, kan akışkanlığındaki değişiminin buna sebep olduğunu kaydetti. Sabah saatlerinde bedenin müdafaa mekanizmasının yeterince aktif hale gelmediğini vurgulayan Bostancı, şu uyarılarda bulundu:

“Sabah ve özellikle soğuk havada yapılan spor kalbi çok fazla zorluyor. Çünkü beden daha kendine gelmemiş durumda. Spor ve soğuk hava da birleşince adeta kalp krizini tetikliyor. Hele hele kalp ve damar konusunda sıkıntısı olanlar adeta büyük tehlikeye kapı açıyor. Vücudun kendini topladığı, savunma mekanizmasının en üst düzeye çıktığı akşam saatlerinde ev ya da spor salonu gibi kapalı mekanlarda hafif egzersizler yapılabilir. Soğuk havada dışarıda spor yapılmasını asla önermiyoruz.”

Kış aylarında solunum yolu enfeksiyonlarının artması, ağır ve yağlı yiyeceklerin fazla tüketilmesi, kapalı havanın oluşturduğu stresin de kalp-damar sistemini olumsuz etkilediğinin altını çizen Bostancı, uyarılarını şöyle sürdürdü:

“Bilinen kalp damar hastalığı, damar tıkanıklığı, 50 yaşın üstünde olanlar, kronik rahatsızlıkları bulunanlar daha çok dikkat etmelidir. Yapılan bir hatanın bedeli ağır oluyor. Hem belli bir şikayeti olanlar hem de sağlığında problem bulunmayanlar da uyarılara kulak asmalı. Kalp-damar, tansiyon ilaçlarını kullananlar düzenli olarak ilaçlarını almalıdır.”

Konu ile ilgili Aramalar:

Hidayet Orlando’ya Geri Döndü

Cumartesi, 18 Ara 2010 yorum yok

Phoenix ile Orlando arasında gerçekleşen takasta Hidayet yuvaya geri döndü. Boşa geçen 1,5 yılın acısını çıkarır mı dersiniz.

Haberin Ayrıntılarına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

http://www.3sayi.com/hidayet-turkoglu-orlando-magicte.html

http://www.3sayi.com/hedo-turkoglu-efsanesi-geri-mi-donuyor.html

Mete Şaşırttı

Cumartesi, 18 Ara 2010 yorum yok

Öyle Bir Geçer Zaman ki Dizisiyle Şöhret Oldu Ama…
Dizinin ilk bölümü yayınlandıktan sonra aldığı tepkiler sonrasında tanınan bir Oyuncu haline geldiğini söyleyen Aras Bulut iynemli, “Yolda bir arkadaşımla konuşurken yanıma bir kadın geldi, “Dizinizi çok severek izliyoruz, çok güzel” dedi ve fotoğraf çektirmek istedi” şeklinde konuştu.

Dizide Mete karakterini canlandıran iymenli, tanınmanın özel hayatını etkilediğini vurgulayarak şöyle konuştu:

“Şapka takmaya başladım. Dönem filmi çektiğimiz için günlük yaşantımızda çok görünmememiz lazım. Özel hayat derseniz, bir kız arkadaşım olmadığından olumlu ya da olumsuz bir etki söz konusu değil.”

Categories: Magazin Tags: , , , ,

Aşkın Kimyası :)

Cuma, 17 Ara 2010 yorum yok

İlk Olarak Kimyacılar Aşk Konusuna El Attı.
Son zamanlara kadar aşkın ilk elektriklenme anından sonra nasıl devam ettiği konusunda yeterli güvenilir bilgi yoktu. Ya da aşk konusunda bilinenler romanlar, şiirler veya şanslıysak kendi deneyimlerimizden ibaretti diyebiliriz. Sinir sistemi ve hormonlarla ilgili tıbbi bilgiler ilerledikçe aşk bilmecesinin parçaları yavaş yavaş tamamlanmaya başladı. Aşkın kimyasıyla ilgili ilk bulunan hormonlardan biri feromonlardır. 1970′li yıllarda farkedilen bu salgı bazı böcekler ve küçük memeli hayvanlarda karşı cinsin önce burun sinirleri ve sonrasında “vomeronasal cisim” denilen organı yoluyla beynini etkileyerek çiftleşmeye yardımcı olmakta. Bu maddenin bulunmasıyla bilim dünyasında bir heyecan dalgası oluşsa da insanlar üzerinde yapılan araştırmaların sonuçları yüz güldürücü olmadı.
Aslında aşık olan kişilerin birbirlerinin kokularını beğendikleri eskiden beri biliniyordu fakat bu durumun gerçekten feromonlarla ilgili olduğu henüz kanıtlanmış durumda değil. Ayrıca insanlarda kesin olarak belirlenmiş vomeronazal cisim adlı bir organ yok. Bunların yanında feromon veya benzeri kimyasal maddelerin dışarıdan kullanımının kişileri daha çekici yapmadığı da belirlenmiş. Bu bilgilere rağmen feromonların bulunmasının etkisi öyle fazla oldu ki hala piyasada feromon içeren parfümler satılıyor. Bilim adamları feromonlar konusunda başlangıçta düşünüldüğü kadar başarılı olmasalar da beynin incelenmesinde kullanılan araçların gelişimi ile başka bir alanda gerçekten önemli bilgiler elde edildi.

Konuya Beyin Açısından Bakılınca
Bu konulardaki bilgilerimiz oldukça kısıtlı ama beynin her parçasının başka bir duyu, duygu veya düşüncenin etkisinde çalıştığını biliyoruz. Örneğin görme duyusu beynin tam arkasında bulunan alan tarafından sağlanır. Beyin içindeki kan dolaşımını görüntüleyebilen manyetik rezonans araçlarının gösterdiğine göre aşık olan kişilerde de beynin merkezindeki ön tegment alanı ile kaudat çekirdek ile bunun kuyruk bölgesi etkinleşir. Şaşırtıcı bir durum ama bu merkezlere eskiden ödüllendirme merkezi deniyordu. Bu merkezlerin piyango gibi büyük bir ödül kazanıldığında ayrıca kokain gibi maddelerin alışkanlıkları sırasında etkin olduğu önceden biliniyordu. Acaba beynimiz bize tam aradığımız kişiyi bulunca ödül vermeye mi çalışıyor? Bir başka şaşırtıcı bilgi de bu bölgelerin cinsellikle ilgisi olmaması, yani cinsel istekler veya ilişki sırasında bu bölgeler etkin değil. Diğer bir deyişle aşk en azından başlangıçta cinsellikle ilgili değil.
Bu sonuç ilk olarak 2004 yılında antropoloji uzmanı Helen Fisher ve arkadaşları tarafından bulunmuştu. Yapılan araştırma aslında oldukça basitti, aşık olduğu belirlenen bir kişiye aşık olduğu kişinin fotoğrafının gösterilmesi sırasında beyin kan akımı ölçülüyordu. Gerçekte araştırıcı Helen Fisher da dahil hiç kimse bir farklılık olabileceğini tahmin etmiyordu. Fakat sürpriz biçimde, aşık olunan kişinin fotoğrafı görüldüğünde beynin bazı bölgelerinin kan akımının değiştiğini çok açıkça görüldü.
Aslında bu aşkın organik yani bedensel nedenleri ve sonuçları olabileceğini gösteren ilk bulgulardan biriydi. O zamana kadar aşkın sadece düşünce olarak oluştuğu ve vücutta önemli bir değişiklik yapmadığı varsayımı vardı. Hatta bu konuda araştırma yapan kişilere de başka bilim adamları tarafından küçük düşürücü uyarılar yapılıyordu. Aşk gibi sadece gençlerin ilgilendiği ciddi olmayan bir konuyla hangi ciddi bilim adamı zaman ayırabilirdi ki? Aşkın bedensel değişimlere neden olduğunun öğrenilmesi başka doktorları da cesaretlendirdi ve tekrar hormon düzeyi çalışmaları başladı.
Kimyacılar Tekrar İş Başında
Bu kez aşık olan kişilerde beyinden salgılanan feniletilamin (PEA), dopamin ve norepinefrin adlı hormonların kan düzeyinin arttığı bulundu. Bunlardan özellikle PEA’in bulunması bilimsel çevreler ve medyada büyük yankı uyandırdı. Sonuçta ilk kez aşka özel bir hormon saptanmış oldu. PEA’nın yapısı daha önceden bilinen uyarıcı ilaçlara benzer ve vücutta salgılanmasının artması hoşa giden duygular yaratır. PEA’nın vücutta artması aşkın pençesine düşmüş kişilerdeki aşırı heyecanlı, canlı ve hareketli halin nedenidir. Belki biliyorsunuz PEA aynı zamanda çikolata da bir miktarda bulunur ve bazı kişilerdeki çikalata alışkanlığının sorumlusu olarak kabul edilir. Fakat medyada okuduklarınızın aksine çikolata sizi ilk gördüğünüz kişiye aşık etmez, zaten böyle bir örneği hiç görmedik değil mi? Aşık olmak o kadar kolay değil ve bu konuda bildiklerimiz hala çok az.
Fenetilamin
Feniletilamin molekülü.
Bundan başka aşık olan kişilerin vücutlarında norepinefrin ve dopamin denilen hormonların da salgılanması artar. Norepinefrin beyinde hipotalamusta ve böbrek üstü bezinde üretilir ve vücutta etkileri çok bilinen adrenaline dönüştürülür. Adrenalin bildiğiniz gibi stress hormonudur ve vücutta sık nefes alma, terleme ve kalpte çarpıntı gibi belirtilere neden olur. Zaten aşık olan kişilerde görülenler genel olarak stress belirtilerine benzer. Dopamin ise salgılandığında rahatlama ve iyi duygular yaratır. Bu üç hormon aşkın olumlu veya olumsuz etkilerinden sorumludur. Aşık olan insanlar yaşama daha olumlu bakar, daha hızlı düşünür ve daha güç işleri başarabilirler. Dünyada birçok işin hatta savaşların aşk ve kadınlar için yapılmış olması hormonların bu etkisinin bir uzantısı olmalı.

Aşkın Sonu
Aşk sırasında kişilerin beyninde genellikle huzur veren ve iyi duygular yaşatan hormonlar salgılanır. Bu rahatlatıcı hormon salgısı da aşık olan kişilerin birbirine daha fazla tutku ile bağlanmasını sağlar. Sonuçta aşık olan kişiler birbirinin yakınında oldukça hormon salgıları ve hoşa giden duygulanma şiddeti artacaktır. Aşıklar bu etkiyi artırmak için bilerek veya bilmeyerek ellerinden geleni yaparlar. Bu güzel duygular birçok erkek veya kadında aşk arama alışkanlığını yaratır. Birçok erkek veya kadın sadece bu güzel duyguları yaşayabilmek için kendilerini aşkın kollarına bırakır.
Bu hormonların salgılanması ne yazık ki sürekli değildir. Bir süre sonra, yaklaşık üçüncü yılda hormon düzeyleri düşer, aşık çift ayrılmasa da birbirlerine karşı duygularının yoğunluğu azalmaya başlar. Artık her ikisinde de aşk belirtileri yoktur. Bu dönem evli çiftler için ayrıca önem kazanır, dünyada çeşitli ülkelerde yapılan istatistik çalışmalarında evliliğin dördüncü yılı boşanmaların en sık görüldüğü dönem olarak bulunmuş.
Sonuçta aşkı basit bir hastalık yani bir bağımlılık durumu kabul edilebilir miyiz? Göründüğü kadarıyla ilk tıbbi bulgular bu yönde. Bu araştırmalar sırasında bilim adamları aşkın tedavisini de bulmuş oldu. Aşık olan kişilerdeki hormon değişiklikleri ve belirtiler bazı depresyon ilaçlarını kullanınca kaybolacaktır. Fakat yaşadığı aşkı yoketmek isteyen pek kimse çıkmayacaktır tahmin ediyorum . Aşkın nedeninin bulunması bana kalsa romantizmini azaltmıyor, çünkü aşk sadece hormonlardan ibaret değil. Yaşamınız boyunca aradığınız kişiyi bulmanız, bu kişinin size aynı biçimde yanıt vermesi ve yaşantınızı, mutlu veya mutsuz anlarınızı bu kişiyle paylaşmanız yaşayabileceğimiz en önemli duygulardan biridir.

Konu ile ilgili Aramalar:

Categories: Ask Tags: , , , , , , , , , , ,